Özür Bekliyorum

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 21. Aralık 2008 02:14

(Yazımın kaynağı olsa da bu fotoğrafı burada daha fazla paylaşmaya gönlüm ve vicdanım dayanmadığı için fotoğrafı kaldırmış bulunmaktayım.Burada görmek yerine aşağıdaki linke gidiniz.)

Fotoğrafın kaynağı: Facebook'ta Ermenilerden Özür Dileyenleri Kınayan Bir Grup

25 Şubat 1992 tarihli Hocali katliamından sonra çekilmiş olan bu fotoğrafta Ermeni çeteciler tarafından canlı canlı karnı yarılarak bebeği çıkartılan Azeri bir anne..Aynı sahne 1915 katliamlarında da defalarca yaşanmış.

Bu anneden ve bebekten kim özür dileyecek?

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler: ,

Tarih

Özür Diliyorum

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 16. Aralık 2008 13:41

Güzel Türkiyem'in bazı "aydın"ları (!) , sözde Ermeni soykırımı yaptıkları için, Osmanlı Devleti adına Ermenilerden özür diliyorlarmış.

Eğer benim, benim atalarımın yaptığı iddia edilen sözde eziyet ve işkenceden dolayı özür dileyen aydınların (!) özür dilemelerinde bir payım varsa;

Asıl "Ben sizlerden özür diliyorum sevgili şehitlerim,sevgili atalarım, bacılarım ve kardeşlerim".

3 kişi tarafından 4.7 olarak değerlendirildi

  • Currently 4,666667/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler: ,

Tarih | Türkiye

Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 29. Ekim 2008 00:17

 

"Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara,

onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır."

Mustafa Kemal Atatürk

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler: , ,

Tarih | Türkiye

"Ocağı sönesiceler"

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 6. Ekim 2008 23:47

 

"...İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler..."

 

M.Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinden alıntıdır. Bu cümleleri bilmeyen yoktur. Ama ilkokuldan bu yana, yani bu hitabeyi okuduğum ilk zamanlardan beri Atatürk'ün "ne demek istediğini" ilk defa bu kadar açık ve net anlayabiliyorum. Meğer doğruymuş Ata'nın tahmini...

Ruhunuz şad mekanınız cennet olsun Mehmetlerim. Ocağınıza bu ateşi düşürenler dilerim "aynı acıyı kendi ocaklarında yaşasınlar". Bizim buralarda kızgınlık anında sarf edilen bir beddua vardır: "Ocağı sönesiceler"... Ahhh, bu vahim olayın bütün sorumluları ahh;

Allah da sizin ocağınızı söndürsün.

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Tarih | Türkiye

Bu kadar "cehalet" fazla!

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 11. Ağustos 2008 00:01

Yazının tamamını okuyun lütfen:

"TÜRKİYE İÇİN SADECE 1 DK 2012 OLiMPiYATLARI iCiN iSTANBUL 9 ADAY SEHiRDEN BiRi...
ŞU ANDA iSTANBUL OYLAMADA BIRINCI DURUMDA!... MOSKOVADAN SADECE 50.000 OY ÖNDE... 1 DAKiKANIZI AYIRIP OY VERIN LÜTFEN, SADECE ASAGIDAKI LINKI TIKLAYIP, iSTANBUL KUTUCUGUNU SEÇiP VOTE'YE TIKLAYIN... HERKESE YÖNLENDiRiN LÜTFEN !!

(AMAN BANA YÖNLENDİRMEYİN BİR DAHA!!!)

http://www.cnn.com/2004/SPORT /01/16/olympic.bids

Yahu kardeşim sizler hasta mısınız cahil misiniz? Türk gençliği nereye koşuyor? Ne olimpiyadı ne oylaması? 2012 Olimpiyat oyunları 2005 yılının Temmuz'unda Londra'ya zaten verilmiş durumda. Sizler neyin kavgasını yapıyorsunuz? Bu kadar cehalet de fazla oldu artık. İnsan bir araştırmaz mı? Sormaz mı? Televizyonda sadece "tellivole" seyreden ve futbolla yatıp kalkan bir nesilden de ancak bu beklenir değil mi? Haydi hiç bir şeyden haberiniz yok; yahu verdiğiniz linkteki 2004 yılından da mı şüphelenmezsiniz? Yazık size "YUH" "be!!!

Gönderilen oylama linkiyle gittiğiniz haberi de mi okuyamadınız? Hadi herkesin İngilizcesi yok; haberin tarihi de mi okunmuyor: 16 Ocak 2004!!! Dikkatinizi çekerim: 2004!

Hala inanmayan varsa alın size 2012 Londra Olimpiyat Oyunları için kurulmuş olan resmi internet sitesinin adresi: http://www.london2012.com

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler: , , , , ,

Eğitim | Hoax | İnsan | Spor | Tarih | Teknoloji | Türkiye

Çanakkale

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 18. Mart 2008 07:43
Yine bir "okul gezisi" idi benim için başlangıçta. Öğrencilerle beraber gidecek, onlara göz kulak olacak, tabii ki eğlenecek ve dönecektik.

Yolculuk seher vakti deniz kenarında son buldu. Feribotla karşıya geçerken, karşıya geçtikten sonra acıkan karnımızı teskin etmeye çalışırken bile durumun ciddiyetinin farkına hiç varamamıştım. Müthiş bir baş ağrısıyla yenen ilk kumanyadan sonra hemen gezmeye koyulduk önce sadece taş-toprak gözüyle baktığımız ve bazı öğrencilerin "denize de girseydik" esprileriyle alaya aldıkları yöreyi.

57. Alay Şehitliğinde o "taş" ları seyrederken asıl "taş"ın yüreğimiz olduğunu farkettim. Ne kadar boş ve gamsız bir hayat sürdüğümün farkına o gün vardım. Benden daha genç çocukların mezar taşlarında yazan isimleri ve memleketlerinden çok "yaşları" çekmişti ilgimi ve okudum: 15 yaşında, 16 yaşında, 18 yaşında, 22 yaşında ve diğerleri... Her bir mezar taşı için ayrı bir damla aktı gözümden. Haykırmak geldi içimden "dönün" diye. Yoklardı artık, dönmezlerdi ama orada olduklarını ve onların da bana acıyarak baktıklarını hissettim. Neden acıdıklarını söyleyeyim: ben onlar gibi bu topraklar uğruna toprağa düşmemiştim ve çok bahtsızdım. Ben sadece "seyrediyordum".

Ertesi gün, Nusret Mayın Gemisinin, maketini bile gezerken bizi hayal alemine sürükleyen havasını teneffüs ettik. Sonra da çıktık Abide'nin yanına. Altında, tam altında dururken sanki her bir şehidin nefesiyle oluşan sert ama merhametli rahmet rüzgarının etkisiyle ayakta bile durmakta zorlandım. O abide ki sanki şehadetin imzası.

Derken o meşhur tepe: Conkbayırı. Siperleri gezerken mermi seslerini işittim. Koşuşturan ve Allah Allah nidasıyla gerçekleşecek taarruza hazırlık vardı. Kaçan düşmanın ardından göz göre göre uçurumdan aşağı ölüme uçan askerimizin bu zor kararı aniden verdiği yerdi burası. Yürüdüm ama nasıl Allah bilir. Attığım her adımda altımda yattığını hissettiğim birinin canını acıttığım ve kanlarıyla suladıkları topraklara "ayakkabılarımla" bastığım için "özür diledim". Her adımımda özür diledim. Hayatta olduğum için ilk defa üzüldüm.

Okul gezisi bir Türk oğlu Türk'ün haccı gibi gelmişti bana.

Canlarım, aziz kardeşlerim, özür dilerim. En azından aziz hatıranıza sahip çıkmaya söz veriyorum. Elimden gelen tek şey bu olsa da. Dua ediyorum Allah'a: beni de bir gün sizin yanınıza alsın.

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Tarih | Türkiye

14 Şubat "Sevgililer Günü" ............ mü?

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 13. Şubat 2008 02:07

Sevgililer Günü yüzyıllarca süren bir çingene geleneğinden kaynaklanır. Milattan önce 4. yüzyılda Romalılar zamanında genç erkeklerin Tanrı Lupercus'a ulaşabilmeleri için her yıl özel bir ayin düzenleniyordu. 13-19 yaşlarındaki genç kızların isimleri bir torbaya konuluyor ve genç erkekler bu torbadan bir isim çekiyorlardı. Bu çiftler bir yıl boyunca, bir sonraki çekilişe kadar birlikte yaşıyorlardı.


Hıristiyanlığın ilk zamanlarında din adamları bu 800 yıllık geleneğe son vermek için hikayeyi zamanlarına adapte ettiler. Tanrı Lupercus'un yerine de 200 yıl önce ölmüş olan piskopos Valentine'i koydular.


Milattan sonra 270 yılında imparator olan Claudius evliliği yasaklamıştı. Ona göre evli erkekler askerlik hizmetini layığı ile yapamıyorlar, akılları geride kaldığından cephede ölümüne savaşamıyorlardı.


Interamma Piskoposu Valentine imparatorun bu kararına karşı çıkarak sevgilileri davet ediyor ve büyük bir gizlilik içinde onları evlendiriyordu. Claudius aşıkların dostu bu din adamının yaptıklarını öğrendi ve onu sarayına getirtti. Genç din adamının kararlılığından ve ikna kabiliyetinden etkilenen imparator fikirlerini ve Hıristiyanlığı terk ederse onu affedebileceğini söyledi. Valentine direndi ve sonunda 14 Şubat 270 tarihinde, önce dövülüp, taşlanıp sonra başı kesilerek öldürüldü.
Zindanda öldürülmeyi beklerken, Valentine zindancının kör kızına aşık oldu. Ölümün karşısında bile inançlarından vazgeçmeyen Valentine manevi gücü ile kızın gözlerinin açılmasını sağladı ve ölüme giderken ona 'From your Valentine' (Senin Valentine'inden) diye başlayan bir mektup bıraktı. Bu başlık sonradan Sevgililer Günü'nde yazılan mektuplarda kullanılan bir simge oldu.


Kiliseye göre Valentine'in hikayesi Lupercus efsanesinin yerini almaya çok uygundu. Milattan sonra 496 yılında Papa Gelasius şubat ayının ortalarında yapılan Lupercian festivalini yasakladı ancak Romalıların şans oyunlarına olan düşkünlüklerini de bildiğinden işin kura kısmını muhafaza etti.


Bu sefer torbaya azizlerin isimlerinin yazıldığı kağıtlar konuluyor, evlenmeyi düşünen çiftler torbadan hangi azizin ismini çekerlerse takip eden sene onun hayat tarzı gibi yaşamak zorunda kalıyorlardı. Şüphesiz bu epey farklı bir kura çekimiydi. Çektiği azizin ismine göre birçok erkek hayal kırıklığına uğruyordu.


Zamanla erkekler beğendikleri kızlara, tombaladan çıkan kartın yerine kendi yazdıkları kartları göndermeye başladılar. Zaten kilise de kendi kura sisteminden bir süre sonra vazgeçti. Evlenen gençler için tek aziz olarak Valentine tanındı. Bu sayede de Romalıların yüzyıllar boyu kutladıkları çingene festivali, kilisenin kutsal bir gününe dönüştü. Erkeklerin gönderdikleri kartlar da yasal bir şekilde Aziz Valentine adına gönderilir, şubatın 14'ü de Aziz Valentine günü olarak anılır oldu.


Hıristiyanlıkla birlikte Valentine Günü kartları da yayıldı. Bilinen ilk kart 1415 yılında Orleans Dükü Charles'ın Londra'da hapiste iken eşine gönderdiği kart olup halen British Museum'dadır. Sevgililer Günü'nde kırmızı gül gönderme adeti de Fransız kralı XVI. Louis'in karısı Marie Antoinette'e bu günde kırmızı güller göndermesiyle başladı.
Sevgililer Günü'nü diğer özel günlerden ayıran bir farkı vardır. Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü gibi günleri hayatımızı yönlendirmiş, dünyaya getirmiş, büyütmüş, eğitmiş, büyük emek sarf etmiş tek bir kişi için kutlarız. Onlarla artık bir araya gelemediğimiz zamanlarda bu günler vasıtasıyla hatırlar, gönüllerini alırız. Sevgililer Günü ise her sene bir başka kişiyle, yıllarca hayatın paylaşıldığı sevgililer unutulup, üç gün önce tanışılan biriyle kutlanabilir.

 

Yazının kaynağı:http://www.bilgiportal.com

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Eğitim | Tarih

Noel Baba kimdir?

Mehmet Gündöner tarafından yayınlanmıştır 3. Ocak 2008 03:01
Hikaye Türkiye doğumlu tarihsel bir figür olan psikopos Saint Nicholas`ın (Nikola) fakirlere hediye dağıtmasına dayanır. Bilinen en meşhur yardımı da, üç kızı olan bir babayla arasında geçenlerdir. Bu olayın 320'li yıllarda gerçekleştiğine inanılır. Fakir bir baba kızlarına çeyiz parası karşılayacak durumu yoktur, bu yüzden hiçbir erkek onlarla evlenmek istemez. Böyle bir durumda da kötü yola düşmek zorunda kalabilirler. Oldukça eğitimli ve zengin bir aileden gelen Nikola da üç kızı için üç külçe altını geceleyin gizlice fakir adamın penceresinden içeri atar. Hikayenin bu noktada birçok versiyonları mevcuttur.Bu üç külçe altının 3 gün arayla ya da 3 yıl ard arda atılması ile ilgili; ancak sonu aynıdır. Fakir adam çıkıp kendisini görünce şaşırır ve o'na teşekkür eder; bir rahip olan Nikola da "Bana değil, Tanrı'ya teşekkür et." der. Bu olayın ortaya çıkmasından sonra, o yörede birçok gizlice yapılan yardımların aslında Nikola tarafından yapıldığı anlaşılır. Nikola'nın ölümünden sonra da yöre halkı birbirlerine gizlice hediye vermeye başlarlar ve bir gelenek oluşur.
Bir iddiaya göre günümüzdeki Noel Baba imajının (kır sakallı, koca göbekli, kırmızı cübbeli, kukuletalı) kaynağı, 1931'de Haddon Sundblom adlı çizerin Coca Cola1862 Noel'inde Noel'in henüz ABD'de tatil dönemi olmadığı ve Noel Baba figürünün kullanılmadığı dönemde Thomas Nast adlı Amerikalı karikatürist Harper's Weekly adlı derginin kapağında Noel Baba figürünü kullanmış ve kimilerince Noel Baba'nın mucidi kabul edilmiştir.

SANIRIM BU KİŞİ NOEL BABA!

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Noel_Baba reklamları için yaptığı çizimlerdir. Ne var ki Coca Cola reklamlarından çok önce, 19. yüzyılın başında Noel Baba'nın çeşitli çocuk kitaplarında ve karikatürlerde günümüzdeki Noel Baba imajına benzer şekilde resmedildiği görülmüştür.

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Tarih

Sayfa 0,109375 saniyede yüklendi.

Powered by BlogEngine.NET 1.4.5.0
Theme by Mads Kristensen

Teşekkürler Eda

 

Üçüncü yazılımız sonrasında gerçekten ileri derecede gayretini gördüğüm ve beni gururlandıran öğrencim

Eda Kübra BARIN'a teşekkür eder başarı ve gayretinin devamını dilerim.

Çocuklarım


“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye’nin istikbâline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzûmu öğretilmelidir.” 

 

Picasa Web Albümüm

Yasal Uyarı

Bu blog benim haricimde hiç kimsenin görüşlerini, paylaşımlarını, amaçlarını, planlarını veya stratejilerini temsil etmez. Yazılarım, aksi belirtilmedikçe kişisel görüşlerimi ifade etmekle birlikte, yapılan alıntılarda - fotoğraf veya görüntü dosyaları dahil- kesinlikle kaynak belirtilmiştir. Yapılan yorumların sorumluluğu tamamen yorum sahibine aittir ve uygunsuz yorumlara yer verilmeyecektir.

© Copyright 2008 mehmetgundoner.com

Yazılarıma Yapılan Yorumlar

Comment RSS